HomeCalendarFAQSearchMemberlistUsergroupsRegisterLog in

Share | 
 

 Atatürkçülük

Go down 
AuthorMessage
JOKER
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 335
Rep : 2
İtibar : 783
Yaş : 27
Nerden : Tekirdağ

PostSubject: Atatürkçülük   Tue Jun 02, 2009 4:38 am

Milliyetçilik
Ait oldugu milletin varligini sürdürmesi ve yüceltmesi için diger bireylerle birlikte çalismaya, bu çalismayi ve bilinci, diger kusaklara da yansitmaya "milliyetçilik" denilir. Su tanima göre milliyetçiligin en önemli ögesi "millet" olmaktir. Öyle ise millet nedir?
Bir insan topluluguna millet diyebilmek için bazi niteliklerin o toplumda olup olmadigi saptanmalidir. Bazi anlayis biçimlerine göre, bir toplulugun millet sayilabilmesi için irk birligi yetisir. Bu eksik bir görüstür. Ayni irktan olmadiklari halde bugün milletlikleri tartisilmaz topluluklar vardir, Isviçreliler ve Amerikalilar gibi, bazilarina göre ise millet olmanin bas sarti ayni dili konusabilmektir. Bu da her zaman dogru sayilamayacak bir görüstür. Isviçre'de üç ayri dil konusulur ama bütün Isviçreliler bir millettirler. Buna karsilik ayni dili konusan pek çok Arap milleti vardir. Iraklilar ile Faslilar ayni dili konustuklari halde aralarinda büyük farklar bulunur, ikisi de ayri birer millet sayilabilirler.
Kimileri de millet olmanin bas sarti olarak din birligini kabul ederler. Kuskusuzdur ki, artik bu da savunulamaz bir görüstür. Bugün dünyanin en büyük milletlerinden sayilan Japonlarin içinde çok çesitli dinler vardir. Gene ayri birer din gibi kabul edilebilecek Katoliklik ile Protestanlik Almanya'da, Amerika'da yan yana yasamaktadir. Ama ayni dinden olduklari halde Müslümanlar hiçbir zaman tek millet sayilamamislardir.
Öyle ise sayilan bütün bu sartlar bir insan toplulugunun millet olmasina yetmemektedir. Ayni toprak parçasi üstünde yasayan insanlarin millet olmasi için ilk sart, ortak bir geçmise, kader birligine, ortak bir gelecek hedefine sahip olmaktir. Bu, en tutarli ve geçerli görüstür. Milliyet bagi böylece maddi olmaktan çok manevi bir iliskidir. Bu görüsü benimseyen Atatürk, milleti söyle tanimlamaktadir: Bir insan toplulugunun millet sayilabilmesi için "zengin bir hatira mirasina, birlikte yasamak hususunda ortak istekte samimi olmaya, sahip olunan mirasin korunmasini birlikte sürdürebilmek konusunda iradelerin ortak bulunmasina, gelecekte gerçeklestirilecek programin ayni olmasina, birlikte sevinmis, birlikte ayni ümitleri beslemis olmaya" ihtiyaç vardir, iste bu ana sartlari tasiyan bir insan toplulugu millet sayilir. Gene Atatürk'e göre, bu sartlarin dogal sonucu, ortak milli bir düsünce, ideal ve en önemlisi ortak dilin ortaya çikmasidir. Gerçi dil birligi millet olmanin bas sarti degildir ama insanlari düsünce, ruh ve kültür açisindan birbirine baglayan ana dilin, pek çok millette tek oldugunu da unutmamak gerekir.
Görülüyor ki, Atatürk, Türk milletini irk veya din esasi üzerine oturtmamistir. Zaten akilci bir yaklasimla buna imkân da yoktur, özellikle Anadolu'daki Türk topluluklari baska irklarla, yüzlerce yildan beri kaynasmis durumdadirlar. Anadolu'nun uygarliklari birbirine baglayan bir bag olmasi bu sonucu dogurmustur.
Atatürk'ün millet anlayisi akilci ve insancildir. Atatürk'e göre bir milleti baska milletlerden ayiran nitelikler vardir. Her millet kendi yetenekleri, kültürü ve imkânlari çerçevesinde kendini digerlerine kabul ettirmek ve mutlu yasamak zorundadir, iste bir milletin bireylerinin bu biçimdeki davranislari milliyetçiliktir. Türk milliyetçiliginin amaci, Türk'ün her alanda yükselmesi, yücelmesidir.
Atatürk'e göre, "asil olan millettir, ilham ve güç kaynagi milletin kendisidir. Bir millet için mutluluk olan bir sey, diger bir millet için felâket olabilir. Ayni sebepler ve sartlar birini mutlu ettigi halde, digerlerini mutsuz kilabilir", öyle ise, her millet akil ve bilim yolu ile yalniz kendi degerlerini ve çikarlarini bulmalidir. "Türk milliyetçisi, gelisme ve ilerleme yolunda ve uluslararasi iliskilerde bütün çagdas milletlere paralel olarak, onlarla bir uyum içinde yürüyecektir. Ama bunu yaparken Türk milletinin özelliklerini, bagimsiz kisiligini koruyacaktir. Türk Milliyetçisi diger milletlerin hakkina, bagimsizligina saygi gösterecektir. Ancak böylelikle diger milletlerden de saygi görecektir. Kimsenin yurdunda gözümüz yoktur. Çünkü her milletin yurdu kutsaldir. Türk, büyük gücünü ancak haklarina saldiri oldugu zaman kullanacaktir".
Atatürk, bütün milletlere saygi duyar, ama onlarin hepsinin üstünde Türk'ü görür. Ona göre, "Dünya yüzünde Türk'ten daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlar tarihinde görülmemistir". Atatürk, tarih alanindaki olaganüstü çalismalariyla Türk'ün geçmisini aydinlatarak bu görüse erismistir. Böylesine üstün bir milletin yurdu da kutsaldir. Vatan sevgisi, milliyetçiligin önde gelen ögelerindendir; "Vatanimiz, Türk milletinin eski ve yüksek tarihi ve topraklarinin derinliklerinde varliklarini sürdüren eserleri ile bugünkü yurttur. Vatan hiçbir kayit ve sart altinda ayrilik kabul etmez ve bütündür".
Mademki vatan kutsaldir ve bir bütündür, öyle ise "memleketi dogu ve bati diye ikiye ayirmak dogru degildir". Çünkü yurdumuz kutsaldir. "Yurt topragi, sana her sey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen, Türk milletini ebedi hayatta yasatmak için feyizli kalacaksin".
Atatürk'ün Türk milliyetçiligi üzerinde bu kadar çok durmasinin derin sebepleri vardir. Bu sebepler de gene tarihten kaynaklanmaktadir.
Türklerin dünya tarihine ve uygarliklara yaptigi üstün hizmetler bilinmektedir. Ama ne yazik ki, Türklerin kurdugu en büyük, en görkemli
devletlerden Osmanli Imparatorlugu'nun yapisi, tam bir milliyetçilik anlayisinin dogmasina imkân vermemistir.
Osmanli Imparatorlugu'nda her bakimdan birbirinden farkli çok çesitli uluslar yasardi. Bunu biliyoruz. XVIII. yüzyil sonlarina kadar dünyada milliyet ilkesi pek bilinmiyordu. Gerçi devletler kuran milletler, kendi yasama biçimlerini, kültürlerini, anlayislarini gelistiriyor, dillerini kullaniyorlardi, bagimsizliklarini koruyorlardi. Ancak bunlari belli bir millete bagli olma bilinci içinde degil, belki toplumsal bîr zorunluluk olarak yapiyorlardi. Millete benlik veren milliyetçilik degil, din idi. Her millet mensup oldugu dinin buyruklarina ve kaliplarina uyarak yasiyordu.
XVII. yüzyildan itibaren Bati'da iyice güçlenen akilcilik, ayni zamanda milliyetçiligi dogurmustur. Batida, çesitli milletlere mensup olan düsünürler, her milletin digerinden farkli oldugunu görmüsler, insanlari dinin degil, milliyetin ilk planda birbirine baglamasinin akla uygun oldugunu anlamislardir. Böylece milliyetçilik Bati'da geliserek siyasal hayata girdi. XVIII. yüzyil sonunda çikan Fransiz Ihtilâl ve onu izleyen büyük inkilâpla, milli devlet ve dolayisiyle milliyetçilik hizla bütün dünyaya yayilmaya basladi.
Özellikle çok uluslu devletler için milliyetçilik akimi bir felâketti. Milliyetçilik akiminin çok uluslu bir devlet olan Osmanli Imparatorlugu için önem tasimis, imparatorluk sinirlan içinde yasayan ve Türk olmayan çesitli uluslar bagimsizlik istegi ile ayaklandilar. Osmanli devlet adamlari buna karsi bir çare aradilar: Din ayrimini kaldirarak ülkede yasayan herkesi "Osmanli" ilân ettiler. Ama bu kesin bir çözüm yolu degildi. Milliyetçilik bir büyük akimdi ve bu hareketi böyle bir davranisla önlemek mümkün degildi. Nitekim ülkede yasayan uluslar birer ikiser ayaklanarak Osmanli yönetiminden kopuyor, kendi milli devletlerini kurarak bagimsizliklarini ilân ediyorlardi.
Bu durum karsisinda bazi Türk düsünürleri milliyetçilik akiminin önlenemeyecegini anlamaya basladilar. Simdi yapilmasi gerekli olan, elde kalan ve üzerlerinde Türklerin yasadigi vatan topraklarim, yeni milli devletlerin satasmalarindan kurtarmakti. Hiç degilse bundan sonra Türk, vatanina sahip çikmaliydi. Böylece, imparatorluk sinirlan içinde yasayan çesitli milletler arasinda en son, Türklerin milliyetçilik anlayisi dogmustur. Bu da XX. yüzyil baslarina denk düsmektedir.
Türk milliyetçiligi dogarken, yalniz Türklerin degil, bütün Müslümanlarin tek millet olmasi geregini ileri sürenler de çikti. Ama Müslüman Osmanli vatandasi olan Araplarin Birinci Dünya Savasinda, Hiristiyan düsmanlarimizla is birligi yaparak bizi arkadan vurmalari, milletin dine dayandirilamayacagini çok açik ve aci biçimde göstermistir.
Atatürk, yeni Türk Devleti'ni kurdugu vakit durum bu idi. Bütün millete Türklügünü anlatmak, göstermek, bu çok önemli konu üzerinde durmak gerekiyordu. Artik çok uluslu Osmanli Devleti tarihe karismisti. Anadolu'da ve Dogu Trakya'da yalniz Türkler yasiyordu. Atatürk, Lozan Konferansinda Türkiye'de yasayan Rumlari Yunanistan'a yollamayi basarmisti. Engin ve büyük bir tarihe sahip olan Türkler, artik Türkiye'de en yüksek oranda çogunlukta idiler. Milli devlet kurulabilirdi. Bu bölümün basinda belirtildigi gibi, her millet kendi yücelmesini, kendi yetenekleriyle saglar. Bunun için de katiksiz bir milliyetçilik gereklidir.
Atatürk, yasadigi sürece hep Türk milliyetçiligini gelistirmeye çalismistir. "Ne Mutlu Türküm diyene" sözü, milletimiz yasadikça anlami yücelecek çok üstün bir görüsün simgesidir.

Atatürk'ün Milliyetçilik ile Ilgili Bazi Sözleri

Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkına, Türk milleti denir. (1930)

Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trakyalı her bir soyun evlatları ve aynı cevherin damarlarıdır. (1923)
Biz dogrudan dogruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanagi Türk toplumudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk kültürü ile dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de, o kadar kuvvetli olur. (1923)
Biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle isbirligi yapan bütün milletlere saygi duyariz. Onlarin milliyetlerinin bütün gereklerini taniriz. Bizim milliyetperverligimiz her halde bencil ve gururlu bir milliyetperverlik degildir. (1920)
HALKÇILIK

Bir milleti olusturan, çesitli mesleklerin ve toplumsal gruplarin içinde bulunan insanlara halk denir. Bu akimdan halkçilik ilkesi hem
Cumhuriyetçilik hem de milliyetçilik ilkelerinin zorunlu bir sonucudur.
Atatürk'e göre millet ile halk aslinda tek anlama gelmektedir. Halkçilik ise millet içindeki çesitli insan gruplarinin çikarina ve yararina bir siyaset izlenmesi, halkin kendi kendini yönetmeye alistirilmasidir.
Halkçilik, cumhuriyetçiligin dogal bir sonucudur denildi ki, bu çok dogrudur. Cumhuriyet, halkin kendi yöneticilerini kendi içinden seçmesi anlamina gelmektedir. Böylece cumhuriyet rejimi, bir halk rejimi olmaktadir.
Ayni biçimde, halkçilik, milliyetçiligin de bir sonucudur. Millet halktan olustuguna göre, milliyetçilik, Türk halkinin mutlulugu için çalismak, ortak geçmise ve gelecege halkla birlikte baglanmak demektir.
Atatürk, daha TBMM açilir açilmaz, yeni kurulan devletin bir halk devleti oldugunu belirten pek çok konusmalar yapmistir. Artik halk, bir kisi tarafindan yönetilmemekte, kendi kendini yönetmektedir.
Halkçilik ilkesinin uygulanmasi ayrica, toplumda hiç kimsenin digerinden üstün olmamasinin, kanun önünde kesin esitligin kabulü anlamina da gelmektedir. Gerçek halkçilikta hiçbir toplumsal gruba, zümreye ayricalik taninmaz. Halk her bakimdan birbirine esit kimselerden olusur.
Bugün bazi rejimler halki yalniz belli bir grup insandan ibaret saymaktadirlar. Bu rejimlerin adi olan halk cumhuriyeti yanilticidir. Çünkü sadece belli bir grup halkin devleti anlamina gelmektedir. Gerçek budur. Ama Atatürkçü halk devletinin uzaktan yakindan böyle bir anlam tasimadigi ve belirtmedigi hemen söylenmelidir.
Atatürkçü halk devleti, Türk halkinin tümünü, yani Türk milletini kapsamina alir. Böyle bir halkçilik anlayisi, gerçek demokrasinin kurulmasi için gerekli olan ortami en iyi biçimde hazirlar.

Atatürk'ün Halkçilik'la Ilgili Bazi Sözleri

İç siyasetimizde ilkemiz olan halkçılık, yani milletin bizzat kendi geleceğine sahip olması esası Anayasamız ile tespit edilmiştir. (1921)

Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum istemidir. (1921)
Türkiye Cumhuriyeti halkini ayri ayri siniflardan olusmus degil, fakat kisisel ve sosyal hayat için isbölümü itibariyle çesitli mesleklere ayrilmis bir toplum olarak görmek, esas prensiplerimizdendir. (1923)


_________________

[center]

Her hakkı mahfuzdur. Bu siteden yazılı, görsel, herhangi bir malzeme izinsiz kullanılamaz •
Bu Sitedeki konuları Kaynak göstermeden yayınlamak yasaktır !
Licensed to: arkadasim.forum.st by By_JOKER
[/center]
Back to top Go down
View user profile http://arkadasim.forum.st/
JOKER
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 335
Rep : 2
İtibar : 783
Yaş : 27
Nerden : Tekirdağ

PostSubject: Re: Atatürkçülük   Tue Jun 02, 2009 4:39 am

CUMHURIYETÇILIK
Cumhuriyet bir devlet biçimidir. Cumhuriyette esas olan ilk öge, devlet baskaninin belli bir süre için seçilerek is basina gelmesidir. Bu bakimdan cumhuriyet, basta bir hükümdarin bulundugu devlet biçimlerinden (monarsilerden) ayrilir. Monarsilerde devletin basi, belli bir aile içinden çikar, normal kosullar altinda, ölünceye kadar is basinda kalir. Yerine gene ayni aileden bir baskasi gelir. Her monarside, aile içinden kimin hükümdar olacagi belli bazi kurallara göre saptanir. Cumhuriyette devlet baskani belli bir süre içinde seçimle is basina gelince, ileri gelen diger kisilerin de seçimle belirlenmesi gerekir. Bunlar genellikle o toplumda yasa koyacak kimselerdir.

Gerek devlet baskaninin, gerek yasa koyma yetkisine sahip olanlarin seçimle is basina gelmesi sartinin kabulü ile cumhuriyet tam anlamiyla belirmis sayilmaz. Simdi sorun seçim üzerinde dügümlenecektir. Seçime kimler katilacaktir? Belli bir grup vatandasa seçme ve seçilme hakki verilirse belki dis görünüsü bakimindan bir cumhuriyetle karsilasilir. Böyle cumhuriyetler ilkçag Yunan kent devletlerinde, bazi ortaçag Italyan ve Alman bölgelerinde (Venedik, Ceneviz cumhuriyetleri, Hansa kentleri gibi) görülmüstür. Bu tür eski cumhuriyetlerde seçime katilma hakki sadece belli bir grup vatandasa verilmisti. Onlar, yaptiklari seçimle is basina gelen kadroya dayanarak tüm toplumu yönetiyorlardi. Bugünkü anlayisimiza göre bu tür cumhuriyetler amaca uygun birer rejim degillerdir. Onlara aristokratik veya oligarsik cumhuriyetler denilir.
Demek ki, cumhuriyet biçiminin amaca uygun olarak gerçeklesmesi için, belli bir olgunluk yasina gelmis her vatandasin seçime katilmasi gerektir. Bu anlamiyla cumhuriyetler Amerika Birlesik Devletleri'nin kurulmasi ile dogmaya ve ancak büyük Fransiz inkilâbindan sonra yayilmaya baslamistir. Gerçi ünlü düsünürler cumhuriyeti çok önceden kafalarinda kurmus ve tanimlamislardir. Ancak uygulama XIX. yüzyilin sonuna dogru ortaya çikmistir. Seçme ve seçilme hakkinin tüm vatandaslara taninmasi ve uygulamaya geçilmesiyle gerçek cumhuriyet kurulmus ve islemeye baslamistir. Ancak bu devlet biçimini daha iyi ve köklü olarak yasatmak, seçimin demokrasi sartlan içinde yapilmasi ile mümkündür. Yukarida demokrasinin tanimi görülmüstü, iste gerçek cumhuriyet demokratik hayatla gerçeklesir.
Osmanli Devleti, bir cumhuriyet degildi. Padisahlar Osmanli Ailesi içinden çikarlardi. Devleti ve milleti yönetme yetkisi kesinlikle padisahindi. Gerçi mesrutiyet döneminde halkin oyu ile seçilmis meclisler vardi. Ancak bu meclisler padisahin üstünde degildi, tersine, padisah bunlarin, yani millet isteginin üzerinde idi. Son karar, son söz kesinlikle padisahindi.
Bu yönetim biçiminin sakincalarini yasanilan türlü olaylar göstermistir. Atatürk, cumhuriyet ilâni ile devlet içinde karar verecek en yetkili ve son makam olarak milletin tanindigini belirtmistir.
Atatürk, bir cumhuriyet âsigi idi. Daha kimse bu kelimeyi agzina alamazken, genç Mustafa Kemal, padisahlik rejimine karsi çekinmeden saltanatin kaldirilip cumhuriyetin kurulmasi geregini söyleyebiliyordu. Hele millî mücadeleye baslarken bunu açikça belirtmisti. Erzurum Kongresi'nin açilacagi günlerde yakin arkadaslarina cumhuriyetin kurulacagini anlatiyordu. Nihayet bilinen asamalardan sonra cumhuriyet rejimine kavustuk. Kisisel saltanata son verildi.
Atatürk, cumhuriyeti demokrasi içinde Isleyen en ideal bir rejim olarak görmektedir. O söyle söylüyor: "Demokrasinin bütün anlamiyla ideali, milletin tamaminin ayni zamanda yöneten durumda bulunabilmesi, hiç olmazsa devletin son iradesini yalniz milletin ifade etmesini ve belirtmesini ister. Ne yazik ki, milletlerin nüfus çoklugu, düsünce egitimi düzeyleri, idealin uygulanmasinda, idealden büsbütün yoksunluga yol açacak ihtiyatsizliklardan kaçinmayi gerektirmektedir. Su duruma göre demokrasi ilkesinin en modern ve mantiksal uygulamasini saglayan hükümet biçimi, cumhuriyettir. Cumhuriyette son söz, milletçe seçilmis meclisindir. Millet adina kanunlari o yapar. Hükümete güven oyu verir, ya da vermez, onu düsürür. Millet vekillerinden hosnut kalmazsa baskalarini seçer. Cumhuriyette meclis, cumhurbaskani ve hükümet bilirler ki, kendilerini iktidar ve yetki yerine belli bir zaman için getiren, irade ve egemenligin sahibi olan millettir. Gücünün ve yetkisinin Tanridan geldigini ve yalniz ona karsi ahirette hesap verebilecegini varsayan ve devleti, ülkeyi kendine mirasla kalmis bir malikane kabul eden bir hükümdar, kendini her türlü sinirlamadan uzak görür. Böyle bir yönetimde milletin benligi, özgürlügü söz konusu dahi olamaz. Su duruma göre, yetkileri sinirli dahi olsa, hükümdarlik biçimi demokrasiye, millî egemenlik ilkesine uygun degildir".
Pek iyi anlasiliyor ki, Atatürk, halkin kendini dogrudan dogruya yönetmesi demek olan demokrasiyi en ideal devlet biçimi kabul etmektedir. Ancak bütün bilginlerin de söyledikleri gibi, halk kendini dogrudan dogruya yönetemez, çünkü bugün milyonlarca kisinin bir araya gelerek her zaman devlet islerini yürütmeleri mümkün degildir. Öyle ise demokrasiyi gerçeklestirmek ancak cumhuriyetle mümkündür. Cumhuriyette millet, yöneticileri belirli bir zaman için seçer, belli bir süre geçince, hosnut kalmamissa, onlari görevden uzaklastirir, iste cumhuriyet demokrasisi budur. Bu rejimin kisisel saltanattan çok daha iyi oldugu kuskusuzdur.
Atatürk, belli kisilerin seçimle is basina gelip, bir daha iktidardan ayrilmamasi demek olan Fasizm ile, milletin tümüne degil de, sadece birkaç tabakaya dayanarak millet egemenligini reddeden Bolsevizm'e karsi çok açik bir cephe almistir. Her iki rejimin gelistigi bir dönemde millet egemenligine dayali cumhuriyete siki sikiya bagli kalmasi, yalniz bizim için degil, tüm insanlik için bir kivanç kaynagidir.
Atatürk'e göre, "Türk Milletinin tabiatina ve geleneklerine en uygun olan yönetim, cumhuriyet yönetimidir". Atatürk, demokrasinin Osmanli Saltanati içinde yeseremedigini açikça görmüstür. Demokrasi ancak cumhuriyetle köklesip gelisebilirdi. Bunun içindir ki, Türk inkilâbinin bas ilkeleri arasinda cumhuriyetçilik sayilmistir. Milletin kendi yönetimi olan cumhuriyete içten baglilik, yücelme yolunu asmanin bas sartidir.

Atatürk'ün Cumhuriyetçilik ile Ilgili Bazi Sözleri

Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir. (1924)

Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir. (1933)
Cumhuriyet, yüksek ahlaki deger ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir. (1925)
Bugünkü hükümetimizin, devlet teskilatimizin dogrudan dogruya milletin kendi kendine, kendiliginden yaptigi bir devlet ve hükümet teskilatidir ki onun adi Cumhuriyettir. Artik hükümet ile millet arasinda geçmisteki ayrilik kalmamistir. Hükümet millet ve millet hükümettir. (1925)

_________________

[center]

Her hakkı mahfuzdur. Bu siteden yazılı, görsel, herhangi bir malzeme izinsiz kullanılamaz •
Bu Sitedeki konuları Kaynak göstermeden yayınlamak yasaktır !
Licensed to: arkadasim.forum.st by By_JOKER
[/center]
Back to top Go down
View user profile http://arkadasim.forum.st/
 
Atatürkçülük
Back to top 
Page 1 of 1
 Similar topics
-
» Atatürk'ten Anılar...
» DÜNYAYA YENİDEN GELSEYDİNİZ KİM OLMAK İSTERDİNİZ
» İsmet İnönü Hakkında Bilinmeyenler

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
BİLGE FORUM - Forum Bilge :: Lise Ödev Kaynakları :: Tarih Ödevleri-
Jump to: