HomeCalendarFAQSearchMemberlistUsergroupsRegisterLog in

Share | 
 

 HAKSIZ REKABET HUKUKUNUN GELİŞMESİ

Go down 
AuthorMessage
●●мαнмυт●●
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 52
Rep : 3
İtibar : 125
Nerden : Antalya

PostSubject: HAKSIZ REKABET HUKUKUNUN GELİŞMESİ   Mon Jun 01, 2009 6:05 am

1. HAKSIZ REKABET HUKUKUNUN GELİŞMESİ:



Giriş

Türkiye 1990’lı yıllara OECD üyesi ülkeler arasında Rekabet Kanunu bulunmayan tek ülke olma özelliğini sürdürerek girmiştir.

4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun T.B.M.M.'nce 07.12.1994 tarihinde kabul edilmiş, 13.12.1994 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunu uygulamaktan sorumlu Rekabet Kurumu'nun karar organı olan Rekabet Kurulu ise, üyelerinin yaklaşık 27 aylık bir gecikmeyle 27.02.1997 tarihinde atanmasıyla oluşmuştur. Kurum, teşkilatını oluşturarak, bu durumu Kanun'un Geçici 2 nci maddesi uyarınca, 05.11.1997 tarihinde yayımladığı bir tebliğ ile kamuoyuna duyurmuş ve bu tarihten sonra hızla başvuruları değerlendirmeye başlamıştır.

Bu çalışmada, önce rekabet hukukunun kısaca tarihçesine yer verilmiş, ardından ana hatları ile Türk Rekabet Kanunu tanıtılmış, son olarak da Rekabet Kurumunun faaliyete geçtiği 05.11.1997 tarihinden 31.12.1999 tarihine kadar geçen sürede Kanunun uygulamasına ilişkin çalışmaların dökümü yapılmıştır.


Tarihçe

- Amerika Birleşik Devletleri

Modern anlamda rekabete ilişkin ilk yasal düzenleme fikri XIX. Yüzyılın ortalarında ABD'de ticari hayatta tröstleşme eğilimlerinin artması üzerine tartışılmaya başlanmıştır. Hazırlayan Senatörün adıyla anılan Sherman Act 1890 yılında Kongre'de kabul edilmiş ve ABD'nin ilk federal rekabet yasası yürürlüğe girmiştir. Senatör Sherman Kongre'de bu yasanın hazırlanış gerekçesini açıklarken; ''Biz nasıl ki siyasal yönetim biçimi olarak siyasal erkin tek elde toplandığı monarşi düzenini reddedip, çoğulcu, demokratik bir yönetim biçimini benimsemişsek, bu anlayışın doğal sonucu olarak ticari hayatta da piyasanın monarkları olan tekel ve tröstlere karşı çıkmalıyız.'' demiş ve bir anlamda rekabetin korunması ve gelişmesine ilişkin düzenlemelerin yalnızca ekonomik gerekçelere dayanmadığının altını çizmiştir.

Rekabetin yatay veya dikey anlaşmalar ve uygulamalar yoluyla kısıtlanmasını ve tekelleşmenin yasaklanmasını düzenleyen Sherman Act'ın XX. Yüzyılın başında görülmeye başlayan birleşme/devralma dalgası karşısında yetersiz kalması üzerine, 1914 yılında Clayton Act ve Federal Trade Commission Act kabul edilmiştir. 1936 yılında Robinson-Patman Act ile fiyat ayrımcılığı konusunda yeni bir düzenleme yapılmış, 1950 ve 1960 yıllarında ise, yasama alanında yapılan diğer düzenlemelerle rekabet hukuku ve özellikle birleşmeler alanındaki mevzuat takviye edilmiştir.

Bu düzenlemeler sonucunda ABD'de güçlü bir rekabet geleneği yerleşmiştir. Rekabet Hukuku ABD'de sadece bireylerin özgürlüğünü koruma aracı olarak değil, aynı zamanda ABD'nin serbest rekabete dayalı ekonomi politikasını güçlendirmenin bir aracı olarak da görülmektedir. ABD'de rekabetin kısıtlanmasına yönelik bir takım uygulamalar ilke olarak yasaklanmıştır. Bu ilkenin içini dolduracak olan ise, içtihat hukuku (case law) geleneğinin bir sonucu olarak mahkeme kararlarıdır.




- Batı Avrupa

Kıta Avrupasında rekabete ilişkin düzenlemeler, İkinci Dünya Savaşı sonrasına rastlamaktadır. İkinci Dünya Savaşını takiben ABD, politik ve ekonomik bakımdan Batı Dünyasının lideri haline gelmiş ve bu liderlik rolüne uygun olarak çok kapsamlı ve katı bir rekabet politikası izlemiştir. ABD'nin liderliğindeki müttefiklerin baskısı sonucu Japonya ve Almanya ekonomik gücün yoğunlaşmasını engelleyen yasal düzenlemeler yapmak durumunda kalmışlardır.

Esasen, iki savaş arası dönemde boy gösteren karteller Avrupa’da rekabet düzenlemelerinin yapılması ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu dönemde, özellikle Almanya'da kartellerin yoğun bir şekilde ortaya çıkması ve Nasyonel Sosyalistlere destek vermeleri, kartellerin dünyayı savaşa götüren totaliter rejimlerin gelişmesinde asli bir rol oynadığı düşüncesini doğurmuş ve Avrupa'da kartel oluşumlarına karşı güçlü bir eğilimin belirmesine neden olmuştur. Öte yandan ABD'nin rekabete karşı ödün vermeyen yaklaşımı, Avrupa ülkelerinin üretici ve tüketicileri üzerinde de etkili olmuştur. Bu etkileşim içinde Almanya'dan başlamak üzere rekabet kanunları kabul edilmeye başlanmıştır. 1958 yılında, ABD ekolünden farklı nitelikler taşıyan ve sosyal pazar ekonomisi görüşünden etkilenen Alman Kartel Kanunu kabul edilmiştir.

Ancak, asıl önemli gelişme 18 Nisan 1951 tarihinde imzalanan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) Antlaşmasının başlattığı süreçde Avrupa Ekonomik Topluluğunu (AET) kuran Roma Antlaşmasının 1 Ocak 1958’de yürürlüğe girmesidir. Münhasıran kömür ve çelik sektörlerine yönelik olan AKÇT Antlaşması rekabet düzenlemeleri bakımından iki önemli madde (65 ve 66) içermektedir. Sözkonusu maddeler hükümleri Roma Antlaşmasında öngörülen rekabet sistemine de öncülük etmiştir.

Roma Antlaşmasının 2’nci maddesinde, temel amaç “üye ülkeler arasında bir ortak pazarın yaratılması” olarak belirlenmiş ve madde 3 (g)’de ifadesini bulan “iç pazar dahilinde rekabetin bozulmamasını sağlayacak bir sistemin kurulması” bu amaca yönelik önemli araçlardan birisi olarak kabul edilmiştir. Bu çerçevede, Roma Antlaşmasında Rekabet Politikası başlığı altında ayrı bir bölüme yer verilmiştir. Bu bölümde yer alan ve teşebbüsler arası rekabeti kısıtlayıcı uygulamaları düzenleyen 85* ve hakim durumdaki teşebbüslerin bu hakim durumlarını kötüye kullanmalarını yasaklayan 86 'ncı maddelerle teşebbüslere uygulanacak rekabet kuralları düzenlenmiştir. Her iki madde Avrupa Topluluğu Rekabet Mevzuatının temel iki direği olarak kabul edilmektedir.

Ancak, Roma Antlaşması, imzalandığı dönemin şartları gözönüne alınarak, teşebbüsler arasında gerçekleşen ve hakim durum yaratma ya da mevcut bir hakim durumu güçlendirme yoluyla rekabeti önemli ölçüde kısıtlayan birleşme ya da devralmalara ilişkin bir düzenlemeden yoksun bırakılmıştır. Bu eksiklik, uzun çabalar sonucunda üzerinde anlaşmaya varılan 4064/89 Sayılı Birleşme Tüzüğü’nün 1990 yılında yürürlüğe girmesi ile giderilmiştir.
Roma Antlaşması’nda yer alan rekabet kurallarını ulusal rekabet kanunlarından ayıran önemli iki özellik; ilk kez rekabete ilişkin uluslarüstü bir düzenleme olması ve temel amacının, üye ülkeleri içeren ortak bir pazar yaratılmasıdır. Bu bağlamda, Avrupa Topluluğu Rekabet düzenlemesinin dar bir ekonomik etkinlik amacından daha fazlasıyla ilgili olduğu kabul edilmektedir.

Roma Antlaşması, uluslarüstü niteliği ile rekabet politikası alanında üye devletler düzeyinden Topluluk düzeyine, aralarındaki ticaretin etkilenmesi ölçüsünde egemenlik devri öngörmüştür. Ayrıca, Roma Antlaşmasının uygulanması sırasında ortaya çıkan AT Rekabet Mevzuatı Adalet Divanı kararları ile ulusal rekabet mevzuatları karşısında üstünlük kazanmıştır. Bu çerçevede, üye devletlerin ulusal rekabet hukukları, ancak üye devletlerarası ticareti etkilemeyen rekabeti sınırlayıcı uygulamalar söz konusu olduğu ve AT mevzuatı ile çatışmadığı ölçüde uygulanmaktadır. Roma Antlaşmasının yürürlüğe girmesinden sonra birçok üye ülke Roma Antlaşması'nda ve ikincil mevzuatta öngörülen düzenlemelere paralel olarak kendi ulusal rekabet kanunlarını çıkarmış ya da değiştirmişlerdir. Avrupa Birliği’nde Rekabet politikası alanında yetkili kurumlar: Avrupa Birliği Komisyonu, Komisyon’ca alınan kararların yargısal denetimini yapan İlk Derece Mahkemesi ve Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'dır.

- Türkiye*

Anayasanın 167 nci maddesi devlete "para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri" alma; "piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi" önleme görev ve sorumluluğunu yüklemiştir. 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun hazırlığında rol oynayan birinci etmen bu Anayasal hükmün gereğinin yerine getirilmesidir.

Kanunun hazırlanmasında etkili olan bir diğer unsur da, uluslararası anlaşmaların Türkiye’ye yüklediği yükümlülüklerdir. Burada özellikle, Türkiye ve AET arasındaki 12 Eylül 1963 tarihli Ortaklık Anlaşması (Ankara Anlaşması) çerçevesindeki yükümlülüklerden söz etmekte yarar vardır. Ortaklık Anlaşması’nın 16 ncı maddesi, Roma Antlaşmasının rekabet, vergi ve mevzuatın uyumlaştırılması ile ilgili hükümlerinde anılan ilkelerin, ortaklık ilişkisinde uygulanmasını öngörmüştür. Nitekim, Türk Rekabet Kanunu büyük ölçüde Roma Antlaşmasının 85. ve 86. maddelerini kaynak almıştır. Ayrıca, belirtmek gerekir ki, 6 Mart 1995 tarihli Ortaklık Konseyi Kararı ile 1 Ocak 1996’da yürürlüğe giren Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği’nin yarattığı olumlu atmosfer 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun kabul sürecinde kuşkusuz önemli bir rol oynamıştır.

Kanun 1994 yılı sonunda kabul edilerek yürürlüğe girmiş olmakla birlikte, konuya ilişkin bir yasal düzenleme yapılmasına yönelik çalışmaların tarihi sanıldığının aksine uzun sayılabilecek bir geçmişe sahiptir.

İlk defa 1971 yılında Ticaret Bakanlığı öncülüğünde esas konusu tüketicinin korunması olan bir sempozyum yapılmıştır. Bu sempozyum sonrasında Bakanlıkta yapılan bir çalışma ile; ''Tüketicinin Korunması İçin Ticaret Konusu Mal ve Hizmetlerle İlgili Faaliyetlerin Düzenlenmesi Hakkında Kanun Tasarısı'' hazırlanmıştır. Bu tasarıda esas itibariyle tüketicinin korunmasına ve iç piyasanın düzenlenmesine ilişkin hükümler yer almaktadır.

Bu konuda Ticaret Bakanlığının hazırladığı ikinci tasarı 1975 tarihli, ''Ticaretin Düzenlenmesi ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı'' dır. İlk kez bu tasarıda rekabet hukuku kapsamında yer alan hususlara dair bir hüküm bulunmaktadır.

Bakanlıkça 1980 yılında hazırlanan bir başka tasarı, ''Ticarette Dürüstlüğün Korunması Hakkında Kanun Tasarısı'' başlığını taşımaktaydı. Tasarıda kanunun amacı; ''serbest piyasa düzenini korumak, rekabeti bozucu unsurları bertaraf etmek…'' şeklinde ifade edilmiştir.

Ticaret Bakanlığı’nca 1981 yılında hazırlanan ''Ticari Faaliyetlerin Düzenlenmesi ve Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı'' ise esas itibariyle isminin farklılığı dışında özü itibariyle önceki tasarıdaki hükümlere paralel düzenlemeler içermektedir.

Ekim 1983 ve Mart 1984 tarihli ''Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Tasarılarında'' ilk defa karteller ve tekellere ilişkin düzenlemeler ayrı bölümlerde ele alınmıştır.

1980'li yıllarda Türkiye'de benimsenen yeni ekonomik modelin yaratmış olduğu ortamın yanısıra 1982 Anayasasının 167. Maddesinin Devlete açıkça, piyasalardaki fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önleme görevi vermesi üzerine, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, rekabetin sınırlanmasına ilişkin sorunları, tüketicinin korunması ve ticaretin düzenlenmesine ilişkin sorunlardan ayırarak Kasım 1984 tarihinde, ''Rekabeti Sınırlayan Anlaşmalar ve Uygulamalar Hakkında Kanun Tasarısı'' nı hazırlamıştır.

Bu tasarı, rekabete ilişkin ilk bağımsız metin olmasının yanında, öncekilerden farklı olarak yasalaşmak üzere TBMM'ye giden ilk metin olma özelliğini de taşımaktadır. Tasarı, Aralık 1985'de TBMM'ye sevkedilmiş; ancak, 17. Yasama Dönemi içinde görüşülemediği için 1987 seçimlerinden sonra kadük olmuş ve Bakanlığa geri gönderilmiştir.

Yeni dönemde görüşülmek üzere Tasarının ilgili kuruluşlara gönderilmesi sırasında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından oluşturulan bir çalışma grubu tarafından Bakanlığın Tasarısına alternatif başka bir tasarı hazırlanarak 1990 yılında Bakanlığa gönderilmiştir. Ancak bu tasarılar TBMM'ye gönderilmemiştir.

1991 genel seçimlerini müteakip Sanayi ve Ticaret Bakanlığında yıllardır bir türlü çıkarılması başarılamamış iki önemli kanun tasarısının yeniden ele alınarak yasalaştırılmaları amacıyla bir komisyon kurulmuştur. Bu komisyon daha sonra iki alt komisyon halinde, 1992 yılında yaptığı çalışmalar sonucunda iki ayrı metin halinde ''Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı'' ile ''Rekabetin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı''nı hazırlamıştır. Rekabetin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı hazırlanırken, ABD, İngiliz ve AT rekabet kuralları dikkate alınarak önceki tasarılardan oldukça farklı yeni bir metin ortaya çıkarılmıştır. Temmuz 1992 tarihinde hazırlanan bu tasarı görüşleri alınmak üzere tüm ilgili kuruluşlara gönderilmiş, gelen görüş ve eleştiriler değerlendirilerek son şekli verildikten sonra TBMM'ye sevkedilmiştir. Tasarı, girişte de belirtildiği gibi Genel Kurulda 07.12.1994 tarihinde görüşülerek kabul edilmiş, 13.12.1994 tarih ve 22140 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Hukuki anlamda “haksız rekabet” fikri, 1850 yıllarında, Fransa’da ortaya atılmıştır. Modern rekabet hukuku, Fransız hukuk düşüncesinin yaratmasıdır. Haksız rekabete karşı himaye ihtiyacı, ticari ve sınai sahalara tanına serbestiyetten ve buna bağlı olarak da bu sahalarda gerçekleşen gelişmeden doğmuştur.

Fransız rekabet hukuku, hukuki tatbikatın eseridir. Mahkemeler, haksız rekabetin, Medeni Kanunun 1382. maddesi anlamında bir “kusur” (faute) teşkil etmekte olduğuna karar vermişlerdi. Haksız Rekabetin, başlangıçta, kesin bir tanımı olmamakla beraber, gittikçe çoğalan dava sayısı, bu konuda da bir birliğin ortaya çıkması sonucunu doğurmuştur.

Medeni Kanunun tesirinde kalan Belçika, İtalya, ve Hollanda’da da, Fransa’dakine benzer bir gelişme olmuştur. Almanya da ise daha değişik bir yol izlenmiştir. Mahkemeler, medeni hukukun genel hükümlerinin haksız rekabete karşı hiçbir himaye sağlamadığına karar vermişlerdi. Özel bir kanunun yasaklamadığı şeyler, meşrû talakki edilmişti. Bu uygulama,ham hukuki bünyede ve ham de hakimlerin psikolojilerinde bir farklılığın varlığını ifade etmektedir. Gerçekten alman mahkemeleri, Napolyon Kod’unun
1900 yılına kadar uygulandığı Ren bölgesinde, kanuni esaslar Fransa ile aynı olmasına rağmen, bu yolu takip etmişlerdi.

Almanya’da Haksız Rekabetin önlenmesi kanunu koyucunun müdahalesi sayesinde gerçekleşmiştir. Haksız Rekabetin önlenmesi konusunda ki ilk kanun, 1896’da kabul edilmiştir. Daha sonra bu kanun, yerini, 1909’da, Haksız rekabetin önlenmesine ilişkin bir başka kanuna bırakmıştır. Bu sonuncu kanun, bazı değişikliklere maruz kalmasına rağmen, halen yürürlüktedir.

Haksız rekabetin önlenmesine ilişkin özel hükümler, daha sonra, Belçika Lüksemburg ve İtalya’da da kabul edilmiştir. Bugün için Avrupa’da, haksız rekabetin hukuki anlamda önlenmesi konusunda şu iki sistem mevcuttur:

• Hukuki mesuliyete ilişkin genel hükümleri uygulayan Fransız sistemi
• Özel kanunu uygulayan Alman sistemi

Bunlardan ayrı olarak bütün ülkelerde cezai hükümlerde vardır. 1
Back to top Go down
View user profile http://arkadasim.forum.st
●●мαнмυт●●
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 52
Rep : 3
İtibar : 125
Nerden : Antalya

PostSubject: Re: HAKSIZ REKABET HUKUKUNUN GELİŞMESİ   Mon Jun 01, 2009 6:05 am

1. Yazan: Dr. G. SCHRICKER –Çeviren. Doç. Dr. Akar ÖÇAL
(AVRUPA EKONOMİK TOPLULUĞUNA DAHİL ÜLKELERDE HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİ.



HAKSIZ REKABET’İN TANIMI

Aldatıcı davranışlarla ya da iyi niyet kurallarına aykırı başka yollarla ekonomik rekabetin başkaları ya da toplum zararına kötüye kullanılması. Haksız rekabetin düzenlenmesinin amacı başlangıçta rakipler arasında hakkaniyeti koruma olmasına karşın, sonradan toplumun ekonomik düzenini koruma amacı öne geçmiştir. Günümüzde tüketicinin korunmasını da içeren geniş kapsamlı bir “rekabet hukuku”ndan söz edilebilir. Avrupa Topluluğu antlaşmalarında ve bunların uygulanmasında, bir tür haksız rekabet olan dampingin yasaklanması da önemli bir yer tutar. Türk hukukunda haksız rekabet Borçlar Kanunu’nun (BK) 48. maddesinde yer aldığı gibi, Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 56-57. maddelerinde de düzenlenmiştir. Ticari olmayan haksız rekabet durumları için BK‘nın 48. maddesinin uygulanması öngörülmüştür. Ama TTK’nın 56.maddesinde verilen tanım her türlü haksız rekabeti kapsadığından, BK’nın 48. maddesi hemen hemen hiç uygulama alnı bulmamaktadır. Haksız rekabet TTK’da herkese karşı ileri sürülebilen mutlak bir hak olarak kabul edilmiş ve ticari işletmeyle ilgili olması koşulu aranmamıştır. Haksız rekabet durumları TTK’nın 57. maddesinde 10 bent olarak geniş bir biçimde sayılmıştır.

1. KÖTÜLEME
2. GERÇEĞE AYKIRI BİLGİ VERME
3. ALDATICI REKLAM
4. AYRIK YETENEK KANISINI UYANDIRMA
5. KARIŞTIRMYA YOL AÇACAK BİR ŞEKİLDE BENZETME
6. YARDIMCILARI GÖREVLERİNİ KÖTÜYE KULLANMAYA KANDIRMA
7. YARDIMCILARDAN İŞLETMENİN SIRLARINI ELE GEÇİRME
8. SIRLARDAN YARARLANMA VE YAYMA
9. GERÇEĞE AYKIRI ŞAHADETNAME VERME
10. İŞ YAŞAMININ KOŞULLARINA UYMAMA

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu da 83. ve 84. maddelerinde bunlara ek iki konuyu daha düzenlemiştir. Bunlar; bir eserin ad ve alametleri ile çoğaltılmış nüshalarının biçim bakımından taklit edilmesi ya da işaret, resim ya da sesin çoğaltılmasıdır.
Haksız rekabet eylemi doğrudan kendisine yönelmese de zarar gören ya da görme tehlikesi bulunan işletme sahibi, haksız rekabet yüzünden ekonomik çıkarları zarara uğrayan müşteri ve bunların bağlı oldukları mesleki kuruluşlar ve iktisadi birlikler, tazminat dışında, tespit, yasaklama ve düzeltme davası açılabilir. Dava açılabilecek kişiler ise haksız rekabet eylemini işleyen kişiler, haksız rekabete konu olan malları durumu bilmeden ya da bilerek satışa sunan ya da kişisel gereksiniminden daha fazlasını elinde bulunduran kişiler, haksız rekabet eylemini işleyenleri yanında çalıştıran kişilerdir. Ayrıca yazı ya da ilanın onay almadan yayımlanması, yazı sahibi ya da ilan verenin bildirilmemesi ya da başka nedenlerden yazı sahibi ve ilan sahibi aleyhine Türk mahkemelerinde dava açılamaması durumlarında sırasıyla yazı işleri müdürü, ilan servisi şefi, yardımcı ve basımevi sahibi hakkında dava açılabilir. Dava hakkı olan taraf, bu hakkın doğumunu öğrendiği tarihten başlayarak 1 yıl ve her durum da 3 yıl içinde dava açabilir. BK. 49 Maddesinde ön görülen koşulların varlığı durumunda manevi tazminat davası açılabilir. Ceza davasının açılabilmesi şikayete bağlıdır. 2





HAKSIZ REKABET KAVRAMI VE KAPSAMI


( HAKSIZ REKABET ), T.Ticaret Kanununun 56. ve devamı maddelerinde yasal düzenlemeye tabi tutulmuş görülmekle beraber, ayrıca bir çok özel yasalarda da haksız rekabetten söz edildiği görülür. Ayrıca yine T. Ticaret Kanununun 56. ve dv. Maddelerinden başka,
172. maddesinde : ( Kollektif Şirket ortağının rekabet yasağı )
250. maddesinde : ( Komandit Şirket Ortağının rekabet yasağı )
335. maddesinde : ( Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin rekabet yasağı)
547. maddesinde : ( Ltd. Şirket ortağının rekabet yasağı )

Borçlar K. 348 – 351. maddelerinde ( İşçinin haksız rekabet yasağı ),

Borçlar K. 526. maddesinde: ( Adi şirket ortağının rekabet menuiyeti )” hükümleri de özel haksız rekabet türlerini oluşturmaktadır.
Ayrıca :
Borçlar K. nun 48. maddesi, adeta T.T.K 56 VE 57. Maddesini kısaltılmış şekli görünümünde olup, “Haksız rekabetin şekil ve sonuçlarını” haksız rekabetten doğan “tazminatı göstermektedir.
Borçlar K. 526. madde de : Adi Şirket Ortaklarının ( Rekabet Yasağını ) belirlemiştir.
B.K. 49. maddesi ( Manevi tazminat ) la ilgili olup, zaten T.T.K.’nın 58/e bendi göndermesi ile haksız rekabetten doğan ( hukuki sorumluluğun ) ( Manevi Tazminat ) bölümünü düzenlemektedir.
Bütün bunlardan başka, “İhtira beratı Kanunu” “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu” “Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu” ve “Basın Kanunu” “TSE Markası” ile ilgili özel yasalarda da, “ Bunlardan doğan haklara tecavüz” halinde yine ( Haksız Rekabet ) oluşacağı ve bunun önlenmesi veya tazminat davaları açılabileceği açıkça görülmektedir.


A – TÜRK TİCARET KANUNU VE BORÇLAR KANUNUNDA HAKSIZ REKABET

Haksız rekabet müessesi esas itibariyle Türk Ticaret Kanununun 56. ve müteakip maddelerinde düzenlenmiştir.

Borçlar kanununda da haksız rekabet ile ilgili hükümler vardı: Borçlar Kanununun 48. maddesinde haksız rekabet genel olarak düzenlenmiştir.Aynı kanunun hizmet sözleşmesi ve 455. maddesinde de ticari mümessil, ticari vekil dolayısıyla haksız rekabetin düzenlenmiş olduğunu görüyoruz.

Borçlar kanununun 48. maddesiyle, Türk Ticaret Kanununun 56. ve müteakip maddelerinin uygulama alanını saptamak zordur. Türk Ticaret Kanununun 56. maddesinden anlaşıldığı gibi, bu kanun hükümleri yalnız ticari işletmeye ilişkin haksız rekabet hallerine değil, ekonomik rekabetin her türlü suiistimali hallerine uygulanmaktadır. Bu suretle Türk Ticaret Kanunu, Haksız rekabet dolayısıyla daha geniş bir uygulama alanı bulmaktadır. Bu taktirde, borçlar kanununun 48. maddesi için uygulama alanı, hemen hemen kalmamaktadır.

Kanun koyucu, Türk Ticaret Kanununun Meriyet ve Tatbik Şekli Hakkındaki Kanununun 41. maddesinin 2. fıkrasına bir hüküm ilave etmek suretiyle, Türk Ticaret Kanununun hükümlerini, ticari işlerdeki haksız rekabet hallerine hasretmek istemiştir.Ticari işlere ait olan haksız rekabet hakkında Ticaret Kanununun hükümleri mahfuzdur. Bu hükme dayanıldığı taktirde, taraflardan ikisinin veya birinin tacir olması ve işin hiç olmazsa taraflardan birinin ticari işletmesiyle ilgili bulunması halinde Türk Ticaret Kanununun hükümleri, diğer hallerde ise Borçlar kanununun48. maddesi hükümleri uygulanır.

Bu yoruma tamamen katılmak zordur. Çünkü, Türk Ticaret Kanununun 56. maddesi değiştirilmemiştir. Ve bu madde haksız rekabeti bütün ekonomik hayata teşmil etmektedir. Bununla beraber, Türk Ticaret Kanununun Meriyet ve Tatbik Şekli Hakkındaki Kanunun, Türk Ticaret kanunundan daha sonra çıkarılmış olduğu gerekçesiyle, Türk Ticaret Kanununun 56. maddesinin değiştirilmiş olduğu söylenebilir.Bu taktirde Borçlar Kanunundaki düzenlemeye oranla daha ayrıntılı ve kapsamlı olan Türk Ticaret Kanunundaki hükümler ticari iş niteliğinde olmayan haksız rekabet hallerine uygulanmamış olur. Bu sonuç, ikili bir düzenleme doğurur ki, bunu savunmak güçtür.Bağdaştırılması güç olan bu durum, Borçlar Kanununun 48. maddesinin, İsviçre de olduğu gibi kaldırılmamış olmasından ve bağımsız bir haksız rekabet kanunu çıkarılmamış bulunmasından ileri gelmektedir.


HAKSIZ REKABETİN TANIMI

Haksız rekabetin tanımı, T.T.K nun 56. maddesinde en açık biçimde yapılmış bulunmaktadır.

T.T.K :

A- HAKSIZ REKABET KAVRAMI VE KAPSAMI

I. TARİFİ:

T.T.K MADDE 56 – (Haksız rekabet aldatıcı hareket veya hüsniniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suistimalidir. )

Çok açık olan bu tanımlamaya göre ( haksız rekabet ) Üç Unsuru içermektedir:
• Ortada iyi niyete dayalı bir ( iktisadi rekabet ) olması,
• Buna karşı, aldatıcı ve iyi niyet kurallarına aykırı eylemler bulunması,
• Dürüst ticari yaşamdaki iktisadi rekabetin kötüye kullanılması,

Özet olarak; Haksız rekabet, dürüst tacirin emeğine, ününe, müşterilerine ve kazancına, haksız bir biçimde el atmakta tır.
O halde, Haksız Rekabet oluşturan “hüsnüniyet kuralları” na aykırı davranışlar nelerdir?
Bunlarda adeta kazuistik bir biçimde T.T.K nun 57. maddesinde teker teker sayılmıştır:





II. Hüsnüniyet Kaidelerine Aykırı Hareketler:

T.T.K madde 57 – hüsnüniyet kaidelerine aykırı hareketler, hususuyle şunlardır.
1) Başkalarını veya onların emtiasını, iş mahsullerini, Faaliyetlerini ya da ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya lüzumsuz yere inciltici bayanlarla ( KÖTÜLEMEK;)
2) Başkasının ahlaki veya mali iktidarı hakkında ( HAKİKATE AYKIRI MALUMAT VERMEK;)
3) Kendi şahsi durumu emtiası, iş mahsulleri, ticari faaliyeti veya ticari işleri hakkında (YANLIŞ VEYA YAN ILTICI MALÜMAT;) vermek veyahut üçüncü şahıslar hakkında aynı şekilde hareket suretiyle rakiplerine nazaran onları üstün duruma getirmek;
4) Paye, Şahadetname ve mükâfat almadığı halde, bunlara sahip imişcesine hareket ederek ( MÜSTESNE KABİLİYETE MALİK BULUNDUĞU ZANNINI UYANDIRMAYA ÇALIŞMAK) veya buna müsait olan yalnız unvan yahut mesleki adlar kullanmak;
5) Başkasının emtiası, iş mahsulleri; faaliyeti veya tic. İşletmesiyle (İLTİBASLAR MEYDANA GETİRMEY ÇALIŞMAK ) veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle ( BAŞKASINI HAKLI OLARAK KULLANDIĞI AD, UNVAN, MARKA, İŞARET vb. gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak) veyahut iltibasa meydan veren malları durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arzetmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun ( ELİNDE BULUNDURMAK)
6) Üçüncü şahısların müsdahdemlerine , vekillerine veya diğer YARDIMCILARINA onları vazifelerini ihlale sevk etmek suretiyle kendisine veya başkasına menfaatler sağlamak maksadıyla veya bu kabul menfaatleri sağlamaya elverişli olacak suretle, müstahak olmadıkları ( MENFAATLER TEİN VEYA VAADETMEK)
7) MÜSTAHDEMLERİ, vekilleri veya diğer yardımcı kimseleri iğfal suretiyle istihdam edenin veya müvekkillerinin imalat veya ( ticaret sırlarını ifşa ettirmek) veya (ele geçirmek)
Karizmatik Hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir şekilde elde ettiği veya öğrendiği imalat veya ticaret sırlarından haksız yere faydalanmak veya onları başkalarına yaymak;
9) Hüsnüniyet sahibi kimseleri iğfal edebilecek suretle ( hakikate aykırı hüsnühal ve iktidar şahadetnameleri vermek9
10) Rakipler hakkında da cari olan kanun, nizamname, mukavele veyahut mesleki veya mahalli adetlerle tayin edilmiş bulunan “iş hayatı şartlarına riayet etmemek”
Back to top Go down
View user profile http://arkadasim.forum.st
●●мαнмυт●●
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 52
Rep : 3
İtibar : 125
Nerden : Antalya

PostSubject: Re: HAKSIZ REKABET HUKUKUNUN GELİŞMESİ   Mon Jun 01, 2009 6:06 am

BORÇLAR KANUNUNU İLGİLİ MADDELERİ

Haksız Rekabet: Borçlar K. m – (yanlış ilan ve hüsnüniyet kaidelerine mugayir sair hareketler ile müşteri tenakus eden yahut bunları kaybetmek korkusuna maruz olan kimse, bu fiillere hitam verilmesi için faili aleyhine dava ikame ve failin hatası vukuunda sebebiyet verdiği zararın tazminini talep edebilir.

Ticari işlere ait olan haksız rekabet hakkında Ticaret Kanunu hükümleri mahfuzdur.

Manevi tazminat:
Borçlar K. 49. m ( 4.5.1988, t. 3444 K.la değişik)

Şahsiyet hakkı, hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.

Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, iştigal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır.

Hakîm, bu tazminatın ödenmesi yerine diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile de ilanına da hükmedebilir.

I. Rekabet memnuniyeti:

B.k. MADDE 348- ( İş sahibinin müşterilerini tanımak veya işlerinin esrarına nüfuz etmek hususlarında işçiye müsait olan bir hizmet akdinde her iki taraf, akdin hitamından sonra, işçinin kendi namına iş sahibi ile rekabet edecek bir iş yapamaması ve rakip müessesede çalışmamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olmamasını, şart edebilirler.

Rekabet memnuniyetine dair olan şart, ancak işçinin müşterileri tanımasından ve esrara nüfuzundan istifade ederek iş sahibine hissolunacak derecede bir zarar husulüne sebebiyet verebilecek ise, caizdir.

İşçi akdin yapıldığı zamanda reşit değil ise rekabet memnuniyetine dair olan şart batıldır.

II. Hududu: ( İşçinin rekabet yasağının sınırı):

B.K. MADDE:349- (Rekabet memnuniyeti ancak işçinin iktisadi istikbalinin hakkaniyete mualif olarak tehlikeye girmesini menedecek suretle zaman, mahal ve işin nevi noktasında hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmişse muteberdir.)

III. Şekil:

B.K. MADDE 350- (Rekabet memnuniyeti, sahih olmak için tahriri mukaveleye merbut olmak lazımdır.)

IV. Muhalefetin hükümleri ( Rekabet memnuniyetine muhalefet )

B:K: MADDE 351- (Rekabet memnuniyetine muhalif harekette buluna işçi, bu muhalefet sebebiyle eski iş sahibinin düçar olduğu zararları tazmin ile mükelleftir.

Memnuniyete mualif hareket hakkında cezai şart konulmuş ise, işçi, kaideten meşrut ceza miktarını tediye ile memnuiyetten kurtarabilir.Fakat zarar bu miktarı mütecaviz ise fazlasını da tazmin ile mükellef olur.

İşçinin hareketi, tarzı ihlal veya tehdit edilen menfaatlerin ehemmiyeti haklı gösteriyorsa ve tahriri mukavele ile sarahaten bu hak muhafaza edilmiş ise, iş sahibi müstesna olarak meşrut olan cezanın tediyesinden ve onun mütecaviz olan zararın tazmininden başka muhalefetin men’ini de talep edebilir.)

V. Memnuniyetin nihayeti:

B.K. MADDE: 352- (Rekabet memnuniyetinin başkasında iş sahibinin hakiki menfaati bulunmadığı sabit olursa, bu memnuniyeti nihayet bulur.

İş sahibi işçinin feshi mühik gösterecek bir kusuru dolayısıyle akit işçi tarafından feshedilmemişse, işçi aleyhine memnuniyete muhalefetinden dolayı dava ikame edilemez.)

B- HAKSIZ REKABETİ OLUŞTURAN EYLEMLER

Başkasının iş mahsullerini, ( emtiasını kötüleme ) bu suretle kendi emtiasını üstün ve rakipsiz göstermek.
Başkasının ticari faaliyeti ve ürünleri hakkında, bunların işe yaramaz , tehlikeli ve zararlı olduğunu ( etrafa yaymak )
gerçek dışı suçlamalarla resmi makamlara şikayette bulunmak.
Kendisine ait bir ihtira beratı bulunmadığı halde varmış gibi gazeteye reklam verip başkasının aynı cins mallarını kötülemek
Başkasına ait markayı veya ihtira beratını izinsiz kullanmak veya taklit etmek.
Başkasına ait tanınmış, ticari yaşamda yerleşmiş özgün dizayn ve sınai modelleri kopya etmek ve izinsiz bunlardan yararlanmaya çalışmak
Özel ambalaj, zarf ve orijinal sınai modelleri aynen veya taklit suretiyle kullanmak.
Tescilli veya tescilsiz bir markayı haksız olarak ticari faaliyetlerinde, ürünlerinin pazarlamasında aynen veya taklit ederek kullanmak.
Başkasının ticaret unvanını haksız suretle alıp ticaretinde kullanmak iltibas yaratarak ondan yararlanmak.
Başkasına ait ihtira beratını aynen veya taklit ederek ticari faaliyetlerinde kullanmak.
T.S.E. Markasının T.S.E. Kurumu ile anlaşma yapılmadan veya anlaşmaya aykırı olarak veya anlaşma süresi bittiği halde yenilemeksizin pazarladığı ürünlerde kullanmak.
T.S.E. Kalite belgesini almış olsa dahi, düşük kalite ile bu belgeyi kullanmayı sürdürmek.
Şirket yönetim kurulu üyelerinin, kendi şirketi aleyhine olarak faaliyette bulunmak, aynı ticari işleri kendi hesabına yapmak.
Fikir ve sanat eserleri kanununun eser sahibine tanıdığı hakları,herhangi bir sözleşme yapmadan ve sahiplerinin iznini almadan ticari amaçla kullanmak.
Bir kuruluşta veya ticarethanedeki işçileri, müstahdemleri usta ve çırakları kandırıp kendi işine almak.
Şirket sırlarını ve özel tekniklerini haksız suretle elde edip kendi işinde kullanmak.

olarak sıralanabilir.

C - HAKSIZ REKABET TÜRLERİ

a) (Marka) ve (ticari unvan)a tecavüz suretiyle haksız rekabet:

Haksız rekabet davalarının uygulamada ve günlük ticari yaşam içinde en sık rastlanılan türü, markaya ve marka kullanma hakkına ve Ticaret unvanına tecavüz suretiyle haksız rekabetin yaratılmasıdır.
Markalar kanununun 47. maddesinde marka kullanma hakkına tecavüz halleri gösterilmiş olup, bunlarda nerede ise T.Ticaret Kanununun 57. maddesinde sıralanan haksız rekabet teşkil eden eylemlere çok benzemektedir.

Markalar Kanununun 47. maddesinde:

- Hak sahiplerinden başkası tarafından markaların veya benzerlerinin kullanılması,
- Başkasına ait markanın; biçim marka itibariyle eşinin veya ebat ve renk olarak veya dikkatle bakılmadıkça fark edilemeyecek benzerinin kullanılması, iltibas yaratılması; bu şekilde emtianın satılması, dağıtılması ithal ve ihracatın yapılmak, sayılmış olup,

Aynen buna benzeyen T.T.K. 57/5. madde bendinde de:
T.T.K. md. 57/5: Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle “iltibaslar” meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurma, hususiyle “başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan marka işareti gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veya iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arzetmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeble olursa olsun elinde bulundurmak.)

Fiilleri, haksız rekabet teşkil eden iyi niyet kurallarına aykırı eylemler olarak gösterilmiştir.

Hatta bu iki yasanın bu hükümlerdeki benzerlik, bu tecavüz hallerinin engellenmesi ve bunları yapanların hukuk ve ceza davalarına muhatap olmaları yönünden de (Markalar K. 48, 49, 51 ve T. Ticaret K. 58 ile 65. maddeleri itibariyle) Tam bir benzerlik arzetmektedir.

Ayrıca her ikisinin ortak amacı; ister marka olsun, ister bir emek mahsulü, bir ad, ticari unvan, özel bir dizayn, orijinal bir şekil, ihtira beratı, fikir ve sanat eseri, ticari faaliyet emtia olsun, sahibinin korunması ve tecavüzün önlenmesi tecavüz edene hukuki ve cezai yaptırımlar uygulanması ticari yaşamın dürüstlük kurallarına uygun ve dengeli biçimde yürütülmesidir; Haklının haksıza karşı korunması ve daima hakkın üstün tutulmasıdır.

Ancak, daha önce de ifade edildiği gibi marka ve ticari unvanın korunurluğu için her ikisinde de tescil esası benimsenmiştir. Fakat yine de konumları ve kullanıldığı yerler ve amaçları itibariyle Marka ile Ticari unvan birbirinden tamamen ayrı şeylerdir. Bundan ötürüde birbirilerine üstünlükleri olmayıp ihdas ve kullanılış biçimlerine göre her birinin sadece kendi branşında geçerlikleri söz konusudur.

Şöyle ki:

İhdas amacı ve kullanıldığı yer ve şekil itibariyle:
Marka; Markalar Kanunu 1. maddesi uyarınca sadece ticari mallar

-emtia ve onların ambalajları üzerine konmak üzere tesis edilip Sanayi Bakanlığınca da tecil ve Türkiye Sınai Mülkiyet Gazetesinde de ilan olunarak koruma altına giren işaretlerdir.

b) Marka Ve Ticaret Unvanının Korunması

Markanın korunabilmesi için tescil ve ilan edilmiş olması gerektiği gibi;

c)Ticaret Unvanının Da Koruna Bilmesi İçinde ;

- Ticaret sicil memurluğunda tescil edilmiş olması gerekir.
- Ayrıca Türk Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilmiş bulunması şarttır.

Ticaret Unvanının Geçerliliği İçin :

T.T.K.nun 43. maddesine göre ticaret unvanının alınması:

Tacir gerçek kişi ise; “ticaret unvanı onun ad e soyadından ve ayrıca 48. md uyarınca ona yapılacak eklerden oluşmaktadır. Gerçek kişilere ait ticaret unvanı, aynı sicil dairesinde başkası tarafından alınamaz. Fakat başka bir Ticaret Sicil Dairesinde başkası tarafından aynı ticaret unvanı alınabilir ise de kullanılırken har ikisi arasında haksız rekabet oluşturabilecek ve iyi niyet kurallarına aykırı düşecek davranışlar olduğu taktirde haksız rekabetten doğan hakların korunması da gündeme gelebilecektir. T.T.K. 47. m. ye göre: tüzel kişilere ait Ticaret Unvanları ise: Türkiye çapında korunacağı için tüzel kişilerin ticaret unvanlarına, Türkiye’nin herhangi bir sicil dairesinde daha önce tescil edilmiş bulunan diğer bir unvandan ayırt edilmesi için gerekli olduğu taktirde lüzumlu ilavelerin yapılması mecburidir.
Back to top Go down
View user profile http://arkadasim.forum.st
●●мαнмυт●●
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 52
Rep : 3
İtibar : 125
Nerden : Antalya

PostSubject: Re: HAKSIZ REKABET HUKUKUNUN GELİŞMESİ   Mon Jun 01, 2009 6:06 am

Ancak, tescil edilen ticaret unvanları her ne kadar “Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilmekte olup, bu suretle, bir” tüzel kişilik” “ticaret unvanı alırken Türkiye’de başka bir ticaret sicili dairesinde ki bir işletmenin aynı ticari unvanı daha önce almış ve tescil ettirmiş olduğunu bildiği veya Türkiye çapında “ilan” nedeni ile bilmesi gerekeceği ileri sürülebilirse de gerçekte ve pratikte bunun ne derece de mümkün olabileceği ve bu faraziyenin doğruluk derecesi çok kuşkuludur. Hatta belki imkansızdır.

Ancak T.T.K. 47. madde bu gibi haller için esneklik getirmiş olup, yeni tescil edilecek unvan, daha önce Türkiye’nin her hangi bir yerinde tescil edildiği anlaşıldığı taktirde ondan ayırt edilebilmesi için lüzumlu ilavelerin yapılması zorunluluğunu koymuş, haksız rekabet yaratılması böylece önlenmek istenmiştir. (TTK 47/SON)

Yine bu amaçladır ki, böyle ilavelerin yapılmaması halinde, daha önce bu unvanı almış olan tüzel kişiliğin, sonra tescil ettirene karşı Ticaret unvanını, kanuna uygun şekilde düzeltmesini ve değiştirmesini isteme hakkı vermiş haksız rekabet hakkı saklı tutulmuştur.

Gerçekten, T.T.K.NUN 54/I. Maddesine göre:

“Ticaret Unvanı., kanuna aykırı olarak başkası tarafından kullanılan kimse, bunun MEN!ini ve haksız kullanılan unvanı tescil edilmiş ise kanuna uygun şekilde DEĞİŞTİRİLMESİNİ veya SİLİNMESİNİ ve zarar görmüş ise kusur halinde bununda TAZMİNİNİ isteyebilir.”

Madde de görüldüğü gibi; unvan sahibinin men ve terkin isteme hakları mutlak ise de tazminat isteyebilmesi, karşı tarafın kötü niyetli ve kusurlu aranmasına yani o unvanı tanınmış ve yerleşmişliğinden yararlanma, unvan sahibinin haklarını çalma, kazancından haksız yere pay alma kötü niyetinin kanıtlanmasına, kısacası kusurlu olmasına bağlı tutulmuştur.

T. Ticaret Kanununun 43. ve 47. maddelerinin hükümlerine göre gerçek kişiler ile tüzel kişiler ticaret unvanı alırken ve ticaret unvanlarının korunması yönünden, birbirinden ayrı tutulmuştur.

1) BÖLGESEL KORUMA: Gerçek kişilerin haksız rekabet yaratmak kaydıyla ayrı ayrı ticaret sicil dairelerinde aynı unvanı başka başka kişilerin alabileceği kabul edilmiş iken; ( BÖLGESEL KORUNMA)
2) Tüzel kişiler için Türkiye çapında (ticari unvan korunurluğu tanınmıştır.) Bu TÜRKİYE ÇAPINDA korunmaktır.
3) 1618 sayılı Seyahat Acentaları Kanununun 5. maddesine göre, bu acentaların ad ve ticari unvanları da TÜRKİYE ÇAPINDA KORUNMADIR.

d) Korumada Ticaret Unvanı Ve Marka Yönünden Benzerlik

Markalar k.nun 3. ve 15/1. maddelerindeki:
“Marka hakkı tescil ile başlar ve markayı ilk tescil ettiren onun sahibi sayılır.
Hükmüne paralel olarak

T. Ticaret Kanununun 52. maddesi hükmünce de:

Usûlen tescil ve ilan edilmiş olan TİCARET UNVANI’nı kullanma hakkı münhasıran sahibine aittir.


Görüldüğü üzere;

Marka ve Ticaret unvanın da hak sahipliği ve öncelik hakkı TESCİL VE İLAN tarihine göre saptanacak; bu haklara tecavüz halinde önce ayniyet, benzerlik, iltibas durumu saptanacak, ondan sonra da tescil ve ilan tarihi itibariyle gerçek hak sahibi ve kullanma hakkına tecavüz halinde olup olmadığı tayin edilecek; Buna bağlı olarak tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesi men ve terkin ve tazminat istemleri, ona göre çözümlenecektir.

e) Marka Ve Ticaret Unvanı Farklılığı

Marka ve ticaret unvanı, gerek ilk tesis şekli ve gerekse kullanılış yerleri ve amaçları tamamen ayrı olduğu için; aynı sözcük veya sözcükler, bir marka ve bir de başkasına ait ticaret unvanında yer alması halinde, oluşa göre farklı sonuçlar doğurabilecektir.

Örneğin: “KUŞLUOĞLU” sözcüğü;
A şirketinin tescilli markasında, ana unsurdur;
B şirketinin Ticaret Unvanında da ana sözcüktür.

Markada ve unvanda her ikisinde diğer unsurlar yanında hakim sözcük “KUŞLUOĞLU” ise ayniyet ve benzerlikte açıktır. Bu taktirde, birinin diğeri aleyhine:
- Markaya tecavüzün men’i, ticaret unvanının terkini ;
- Veya Ticari unvana tecavüzün önlenmesi, markanın iptali ve haksız rekabetin men’i ve tazminat davaları açıldığı sık sık görülmektedir.

Hangisi korunacaktır, nasıl ve ne oranda korunacaktır?

f) Aralarında Üstünlük Veya Öncelik Var Mıdır?

Bu gibi hallerde: aynı sözcük ve işaretlerden oluşan marka ve ticaret unvanının, daha önce kullanılış biçimlerine bakmak gerekir.

“Kuşluoğlu” sözcüğü, (A) nın tescilli markasında olduğu gibi (B) ninde ticaret unvanı içinde yer almış ve her ikisi de usulünce tescil ve ilan olunmuş ise; bu taktirde:

aa) (Kuşluoğlu) markasını; (A) firması, ancak “marka olarak” kendi emtiasının ve ambalajlarının uzerine kullanabilir.

bb) (B) firması ise ticari unvanında bu söcükte bulunduğu halde markası olmadığı için bu sözcüğü, kendisine ait emtia ve ambalajları üzerine basarak kullanamaz. Sadece ticari unvan olarak işletmesinin giriş yerindeki tabelada ve yazışmalarda kullanabilir. Zira ticari unvanın kullanılabileceği yer ancak bunlardır. Ürünlerinde de kullandığı taktirde (A) firmasının marka hakkına tecavüz haksız rekabette bulunmuş olur ki bu durumda (A) nın (B) ye karşı: marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesi ve tazminat davası açma hakkı doğar.

cc) Aynı oluş içinde: (A) firmasında, (B) ye ait ticari unvan içinde de olan ve aslında kendi tescilli markasında da bulunan (Kuşluoğlu) sözcüğünü, kendi emtiası ve ambalajları üzerine kullanabilir ise de, bunu dışında eğer A.nın ticari unvanında da bu sözcük yer almıyorsa iş yeri kapısındaki tabelada ve yazışmalarda ve şirket kaşesinde ( A ) bu sözcüğü kullanamaz. Kullanırsa o taktirde de ( B ) şirketinin ( A ) ya karşı “Ticaret unvanına tecavüzün önlenmesi” ve “haksız rekabet davası” açma hakkı doğar.

Fakat aynı sözcükten oluşan markanın sahibi (A ) nın ayrıca ticari unvanında da “Kuşluoğlu” sözcüğün kök sözcük olarak varsa, o taktirde öncelik ve gerçek hak sahibinin araştırılması; bunun için ise T.T.K 52. ve markalar K. 3. ve 15/1. maddeleri hükümlerince hangisi ilk defa tescil ilan edilmiş ise ona öncelik hakkı ve geçerlilik tanınması gerekecektir. Ancak tescilli bir markada ki veya ticaret unvanı içindeki böyle bir sözcük ne markası ne de ticari unvanı olmayan birisi tarafından haksız olarak aynen veya taklit suretiyle emtiada, ambalajda, tabelada, yazışmalarda vs. kullanılıyorsa, bu durum da T. Ticaret Kanununu 56. ve 57/5. maddelerinde belirtilen şekilde; aldatıcı hareket veya hüsnüniyet kaidelerine aykırı bir surette, iktisadi rekabetin kötüye kullanılması; ve başkasının iş mahsulleri, ticari işletmesi, başkasının haklı olarak kullanıldığı ad, unvan, markası ile iltibasa meydan verecek davranışları; nedeniyle ( haksız rekabet ) oluşacağından; haksız rekabetin önlenmesi ve tazminat vs. davaların bu haklara tecavüz edene karşı açılabileceği tabiidir.

D- İLTİBAS VE HAKSIZ REKABET

İltibas: İltibasın sözcük anlamı birbirine çok benzeyen iki şeyin karşılaştırılması yani aldatıcı benzerliktir. Karışıklılığa yol açmaktır. Bu aldatıcı benzerlik bilerek ve hazırlanarak yapıldığı taktirde bundan zarar görecek olan tescilli marka ve ticari unvan sahiplerinin bunu yapana karşı yasada gösterilen şekilde korunma ve dava hakları vardır.
Aldatıcı benzerlik yani iltibas mevcut olup olmadığının belirlenmesinde yazılış, diziliş, okunuş, kulağa gelen ses, şekil, renk benzerlikleri ile orta kültür düzeyinde alıcılar-o emtianın alıcıları için fazla dikkat ve özel ilgi ve yetenek aranmaksızın ( alacakları emtia birbirinin aynı olduğu izlenimi) doğmakta ise ve aldatıcı nitelikte ise iltibas var sayılacaktır.
Bunun saptanması, çoğunlukta ( bilir kişi) incelemesi suretiyle mümkün olabilirse de, bazen de çıplak gözle bakar bakmaz, görülebilir derece de aldatıcı derecede benzerlik varsa, o taktir de bilir kişi incelemesine de gerek bulunmadığı, hakimin kendiliğinden bunu kabul edebileceği de Yargıtay’ca benimsediği görülmektedir.
İltibas bir markanın, bir unvanın özel bir şekilde veya özgün dizaynın taklit edilmesi aldatıcı benzerinin yapılması ve pazarlanması suretiyle ve çeşitli şekillerde yapılmış ve böylece (haksız rekabet ) meydana getirilmiş olabilir.

Aslı ve benzeri arasında iltibas olup olmadığının saptanmasında :

Görünüş benzerliği renk çizgi kompozisyon benzerliği, fonetik benzerlik saptandıktan sonra, iltibas yaratılan iki üründen birinin yerine onu aldığı zannı ile diğerinin alınması mümkün olup olmayacağı o emtia için orta kültür düzeyindeki alıcılarının bunları alırken yanılıp yanılmayacaklarının aranması gerekir.

E)- HAKSIZ REKABET’E KONU OLABİLECEK DİĞER HALLER

a) Tescilli Markalar ve Haksız Rekabet

Tescilli bir markanın başka bir tescilli marka ile pazarlanan ürünlerde iltibasa meydan verecek şekilde kullanılması da haksız rekabet oluşturabilir. Örneğin (ticareti yapan iki firmanın ayrı ayrı markaları vardır, iplik markaları üzerinde de her birinin kendi markaları vardır. Bu markalar arasında da hiçbir benzerlik yoktur.
Ancak markaların konulduğu ürünlerin şekil ve ambalajı aynen benzetilerek pazarlamaya geçilmiş ise ( şekil benzerliği) iltibas yaratacağından haksız rekabet söz konusun olabilir.
Piyasada, ayrı markalar kullanıldığı halde, “Çaykur” çay paketlerindeki renk, desen ve baskın unsur bir “sözcük” paketler üzerine konmak suretiyle iltibas yaratılarak haksız rekabet olaylarına rastlanmaktadır.
Ünlü markalara, ufak ir ek yapılarak ürünler üzerinde haksız olarak kullanıldığı görülmektedir. Markanın bütününün izlenimi esas olup bu gibi ufak değişiklikler, bunları yapanları ve hatta habersiz olarak bu taklit markalı ürünleri pazarlayanları haksız rekabet yapmış olmaktan ve sonuçlarından kurtaramaz.


b) Markada, Unvanda ve İhtira Beratında Taklitçilik

Haksız rekabeti oluşturur. Markanın taklidi, ona benzetilmesi, iyi niyet kurallarına aykırıdır.

c) Her İki Tarafında Markası Tescilli İse

Birisi iptal ve terkin edilmedikçe herikisi de korunacağı için haksız rekabet söz konusu olmaz ise de; bunları kullanırken, birbiri ile renk, ebat ve ambalaj bakımından iltibas yaratamayacak biçimde kullanılması gerekir. Aksi halde iltibas yaratan taraf,haksız rekabette bulunmuş olur.

d) Tescilli Markanın, Sahibinin İzni Alınmaksızın Veya Lisans Sözleşmesi Bulunmaksızın Kullanılması Haksız Rekabettir.

Elbette, markanın korunurluluğu için tescil süresi bitmemiş ve marka şu veya bu nedenlerle iptal ve terkin edilmemiş olması gerekir.

e) Özgün Model, Dizayn ve Sınai Resimlerin Korunması.

Özgün dizayn, sınai ve model ve sınai resimler, tescil edilemese de tescilli olmasa dahi; ( orijinal ) ise, bunlar da iltibasa karşı korumak gerekir. Buna ( DİZAYN KOPYACILIĞI ) da denmektedir.
Ancak bu “korunurluluk için” (özgün dizayn ) ın yalnız estetik şekli değil, net olarak diğer benzer ve bilinen şekillerden ayırt edilmesi kısmen veya tamamen ( yenilik ) taşıması ve gerek halk gerek ticari muhit tarafından daha önce bilinmeyen ve kullanılmayan ( orijinal ) nitelikte bulunması gerekir. Bu nitelikte bir ambalaj kompozisyonu dahi iltibasa konu olmuş ise haksız rekabet oluşmuş sayılmak ve bu orijinal ambalaj kompozisyonunun ( korunmaya değer hakkı olduğu ) kabul edilmek gerekir. İleride görüleceği üzere Y.11.HD.20.11.1987, t. 7269-6440. S. Kararında da bu görüş yansıtılmıştır. Yine ileride ( İçtihatlar ) bölümünde yer alan Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 31.12.1986 tarih, 1-1 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nda kabul edildiği gibi:
“Ticari amaçla satışa arzedilen kitap, yazı, resim, müzik,eseri gibi (matbua üzerine konacak işaret ve ibareler ) dahi, ( haksız rekabet ) hükümlerine göre korunur.





Ayrıca:

SINAİ MODELDE de şekil benzerliği’nin gerçekten “haksız rekabet” oluşturabilecek bir iltibastan mı, yoksa teknik zorunluluktan mı ileri geldiğinin öncelikle saptanması da önem kazanmaktadır; Zira., sadece teknik zorunluluktan kaynaklanan şekil benzerlikleri haksız rekabete konu edilemeyecektir.
Bundan ötürü, ayrı ayrı markalar altında aynı tip ürün özellikle sınai model, örneğin bir regülatör, bir ütü ayrı ayrı kişilerce imal edilmekte ve satışa arzedilmekte ise ve bu ürünler arasındaki ( şekli benzerlik ) “ teknik bir zorunluluk” tan doğuyorsa ve o ürünün başka bir şekil, ebat ve görünümde yapılması teknik yönden mümkün değil ise ( şekli benzerlik ) “ haksız rekabet” konusu yapılamaz.
Ancak, bu şekil benzerliği ( teknik bir zorunluluktan doğuyorsa, ) o taktirde bu modeli önce kim yapmış, tanıtmış ise onun korunması, sonradan aynı modeli öncekine aynen benzeterek yapanın haksız rekabette bulunduğunun kabulü gerekir. Elbette “teknik zorunluluk” olup olmadığının saptanması, uzman bilir kişilerce yapılmak gerekecek. Ondan sonra da ( şekli iltibas ) varsa, bu ürünleri satın alan müşteriler için bu benzerliğin aldatıcı olup olmadığı, benzerliği gördükleri halde kalite ve fiyat yönünden yine de ikinci ürünü alıp almayacakları, ya da birinci ürünü aldıklarını sanıp sanmayacakları, böylece karşı tarafın ( aldatıcı hareket ve hüsnüniyet kurallarına aykırı haksız bir rekabetin ) olup olmadığının araştırılması gerekeceği de tabiidir.
Back to top Go down
View user profile http://arkadasim.forum.st
 
HAKSIZ REKABET HUKUKUNUN GELİŞMESİ
Back to top 
Page 1 of 1
 Similar topics
-
» İNSANLARDA ÜREME BÜYÜME VE GELİŞME (Konu Anlatımı)
» Büyüme Küçülme

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
BİLGE FORUM - Forum Bilge :: Akademik-Üniversite Kaynakları :: Dış Ticaret ve Ekonomi Kaynakları-
Jump to: